|
Tweet |
Saltanatın çöktüğü, umutların tükendiği, gençliğin ya cephelerde ya da yarınlarında kaybolduğu bir coğrafyada yakılan o ilk meşaledir. Gazi Mustafa Kemal, Anadolu topraklarına sadece askeri bir deha olarak değil, bir milletin göğsüne yerleşecek sönmez bir umut olarak ayak basmıştır. O gün Samsun’da başlatılan bu yürüyüş, askeri bir zaferin çok ötesinde; topyekûn bir kalkınma, bir medeniyet ve çağdaş bir devlet inşa etme yürüyüşüdür.
Çünkü o kurmay zekâ çok iyi biliyordu ki; cephede kazanılan zaferler, ekonomik zaferlerle taçlandırılmadıkça kalıcı olamazdı. Atatürk’ün “Her fabrika bir kaledir” vecizesi, tam da bu derin vizyonun tezahürüydü. Sanayileşmeyen bir ülkenin bağımsızlığı, pamuk ipliğine bağlı bir hayalden ibaretti.
Bu yüzden Samsun’da barut kokusuyla başlayan o yürüyüş; çok geçmeden Nazilli’de basma tezgâhlarının sesine, Kayseri’de yükselen uçak kanatlarına, Alpullu’da şekerin beyazına dönüştü. Silah üreten fabrikaların yanına tekstili, şekeri, camı eklemek, her dikişte özgüveni, her tezgâhta tam bağımsızlığı ilmek ilmek dokumaktı.
Rakamların dili, bu muazzam dönüşümün en somut şahididir. Birkaç yıl içinde şeker üretiminin 200 katına çıkması, tekstil ithalatının %75 düşmesi, demir-çelik sanayinin sıfırdan, adeta yoktan var edilmesi bir tesadüf değildi.
Bu, sarayların koridorlarında değil, milletin bağrında yetişmiş inanmış bir kadronun, planlı kalkınma mucizesiydi. Onlar bir gerçeği adları gibi biliyorlardı: Üretmeyen bir milletin karnı doymaz, karnı doymayan bir milletin özgürlüğü ise sadece hüzünlü bir hikâye olarak kalır.
Kayseri’deki TOMTAŞ Uçak Fabrikası’nda 1930’larda gökyüzüne kendi kanatlarıyla yükselen bir milletin, sonraki yıllarda ithalat cenderesine hapsoluşu ne kadar düşündürücüyse; Sümerbank’ın Nazilli fabrikasında kadının üretime katılarak sosyal hayatın merkezine yerleşmesi de o kadar gurur vericidir.
Cumhuriyet, sadece binalar dikmedi; insanı ve kadını özgürleştiren bir toplumsal aydınlanmayı başlattı.
Bugün bu topraklarda hâlâ özgürce nefes alabiliyor, düşündüklerimizi yazabiliyor ve kendimizi "bir millet" olarak tanımlayabiliyorsan; bu ulu çınarın kökleri 19 Mayıs’ın o inanç dolu ikliminde atıldığı içindir. Ne yazık ki bugün, bu emsalsiz mirası görmezden gelenler, hatta bu büyük dehaya dil uzatanlar var. Neyzen Tevfik’in o sarsıcı uyarısı, zamana meydan okuyan bir hakikat olarak hâlâ kulaklarımızda çınlıyor: Esaret altında ne inanç özgürdür ne de namus. Yatıp kalkıp bu özgürlüğü borçlu olduğumuz o vizyona minnet duymak, bir haysiyet meselesidir.
19 Mayıs, protokollere sıkıştırılmış bir “Gençlik ve Spor Bayramı”ndan çok daha fazlasıdır. O; bağımsızlığın, üretimin, çağdaşlaşmanın, laikliğin ve aklın bayramıdır. Bugün 19 Mayıs’ı anlamak; sadece kürsülerden nutuklar atmak değil, onun gösterdiği "muasır medeniyet" hedefine her gün yeniden, daha büyük bir azimle yürümektir.
Kelimeleri bitirirken, o ilk günkü inançla haykırmak gerekir: Her fabrika bir kaledir, her makine bir destandır. Ve her 19 Mayıs, bu köklü milletin ebediyen sürecek yeniden doğuşudur.
Yolun, ışığın ve üretimin daim olsun Türkiye’m.
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|