|
Tweet |
Polonyalı maceracı Aleksander Doba, Atlantik Okyanusu'nu destek gemisi olmadan, yalnızca kendi kullandığı kano ile üç kez geçti. Bu olağanüstü yolculukların sonuncusunu 2017 yılında, yetmiş yaşındayken tamamladı.
Fakat asıl etkileyici olan son macerasıydı.
2021 yılında, 74 yaşındayken Afrika'nın en yüksek dağı olan Kilimanjaro'ya tırmanmaya karar verdi. Zirveye ulaştı. Hedefine vardı. Daha sonra yanındakilere birkaç dakika dinlenmek istediğini söyledi. Bir kayanın üzerine oturdu, gözlerini kapattı ve bir daha uyanmadı.
Hayatını adadığı keşif ve macera yolculuğu, ulaşmak istediği son zirvede sona erdi.
Bu hikâyeyi okurken ister istemez kendi toplumumuzu düşünüyorum.
İnsanların çoğu yetmiş yaşında emekliliğin tadını çıkarmayı hayal eder. Oysa o yaşlar, tecrübenin ve aklın en olgun olduğu dönemlerdir. Gençlikte enerji vardır ama tecrübe eksiktir; yaşlılıkta ise enerji biraz azalır fakat hayatın öğrettikleri insanı bambaşka bir seviyeye taşır.
Ne var ki bizde birçok insan belli bir yaştan sonra kendisini hayatın dışına çekiyor.
Emekli olmuş arkadaşlarımıza bakıyorum; kimisi camilerin çay ocağında, kimisi kahvehanelerde gün geçiriyor. Sanki toplum, insanlara emeklilik maaşıyla birlikte bir de "hayattan emeklilik belgesi" veriyormuş gibi davranıyor.
Halk arasında sıkça kullanılan bir söz vardır:
"Yaş yetmiş, iş bitmiş."
Oysa iş gerçekten bitmiş midir?
Geçmişte çok iyi ustalar, çok başarılı esnaflar, işinin ehli meslek sahipleri olmuş insanlar görüyoruz. Ancak büyük kısmı artık ne ticaretin içinde aktif olarak yer alıyor ne de yılların tecrübesini genç kuşaklara aktarıyor. Daha da kötüsü, zamanında yerlerine yetişecek insanları da yeterince yetiştirmemiş oluyorlar.
Sonra dönüp "Usta kalmadı", "Eski ustaların yerini kimse dolduramıyor" diye yakınıyoruz.
Nasıl dolsun?
Bir ömür boyunca edinilen bilgi, tecrübe ve birikim sahibiyle birlikte toprağa gömülüyorsa bunun bedelini elbette toplum öder.
Bir başka kesim ise artık ömrünün son demlerine geldiğini düşünerek tamamen ibadete yöneliyor. Elbette ibadet değerlidir. Ancak bazen insanın aklına şu soru geliyor:
Acaba bu dönüşüm gerçekten manevi bir olgunlaşmanın sonucu mu, yoksa yıllarca ertelenmiş bir hesabın son dakika telaşı mı?
Beş vakit namazını kılıyor, umreye gidiyor, hacca gidiyor ama sohbet ettiğinizde zihninin hâlâ kırk yıl önceki hayatında dolaştığını görüyorsunuz. Çünkü mesele sadece ibadet etmek değil; aynı zamanda faydalı olmaya devam etmektir.
Oysa insan nefes aldığı sürece öğretebilir, üretebilir, yol gösterebilir.
Gelişmiş toplumlar, yaş almış insanların bilgi ve tecrübelerinden nasıl daha fazla yararlanabileceklerini düşünürken; biz çoğu zaman onları seyirci koltuğuna oturtuyoruz. Sonra da yetişmiş insan eksikliğinden, kalifiye eleman yetersizliğinden ve işini bilen insanların azlığından şikâyet ediyoruz.
Aleksander Doba'nın hikâyesi tam da bu yüzden önemlidir.
Yetmişini geçmiş bir insan okyanusları aşmayı, dağlara tırmanmayı ve yeni hedefler peşinde koşmayı hayal ederken; bizde birçok insan altmışından sonra hayattan emekli olmaya çalışıyor.
Oysa emekli olunacak şey maaşlı çalışma olabilir, makam olabilir, meslek olabilir.
Ama meraktan, öğrenmekten, üretmekten ve insanlara faydalı olmaktan emekli olunmaz.
Belki de gerçek yaşlılık saçların beyazlaması değildir.
Gerçek yaşlılık, insanın kendisini hayattan çekip ölümü bekleme odasına kapatmasıdır.
Çünkü önemli olan kaç yıl yaşadığımız değil; yaşadığımız yıllara ne kadar hayat sığdırabildiğimizdir.
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|