HERKES “EKMEĞİNİN PEŞİNDE”..!
Sosyal medyada bazı insanlar vardır; söyledikleriyle kimi zaman düşündürür, kimi zaman sinir uçlarına dokunur. Bazen oldukça sert ve agresif, bazen de son derece naif paylaşımlar yaparlar. Benim de yakından tanıdığım, sözü eğip bükmeden söyleyen, kimseden çekinmeden düşüncesini dile getiren böyle bir kadın arkadaşımız var. Zaman zaman kendisine özelden gönderilen mesajları da paylaşarak bazı erkekleri ifşa eder.
Geçen gün sayfasında şöyle bir paylaşım yaptı:
“Ne kadar işsiz, güçsüz, boş, gereksiz erkek varsa, sanal âlemde kadın peşine düşmüş...”
Paylaşımın altına erkek takipçilerinden biri şu yorumu yazmış:
“Herkes ekmeğinin peşinde...”
Gülümsedim ve...
Bu yorum bana yıllar önce yaşadığım bir olayı hatırlattı.
Bir gün mahalle arasında aracımla ilerlerken bir kedinin kaçtığını, başka bir kedinin de onu kovaladığını gördüm. Duruma bakılırsa kaçan dişi, kovalayan ise erkek kediydi. Tam o sırada yaklaşan aracımı fark ettiler. Erkek kedi, pençeleriyle dişi kediyi yakalamıştı. Aracın geldiğini görünce onu bırakmadı ama kendisini kaldırıma atarak güvenliğini sağladı. Dişi kediyi ise yolun üzerinde bıraktı. Üstelik pençeleri hâlâ onun ensesindeydi.
O an düşündüm: Bu kedi için karşısındaki, belki de yalnızca kendi ihtiyacını gidermenin bir aracıydı. Araba gelip onu ezse ne olacaktı? Kendisi kaldırımdaydı, güvendeydi. Dişi kedi ezilirse ezilsin! Yeter ki kendisine bir şey olmasın. Araç geçtikten sonra da dişi kedi yaşıyorsa kaldığı yerden devam edebilirdi. Dikiz aynasından baktığımda da aynen öyle olduğunu gördüm. Duruma bakılırsa dişi kedi de cilve yapmak için kaçar gibi davranıyordu.
Elbette bir hayvanın davranışını insanın ahlakıyla birebir kıyaslayamayız. Ancak o gün gördüğüm manzara, insan ilişkileri üzerine düşündüğümde zihnimde bir benzetmeye dönüştü.
Acaba bazı erkekler de kadınlara böyle mi bakıyordu? Güzel, çekici bir kadın gördüğünde karşısında bir insan olduğunu unutup onu yalnızca cinsel arzularını tatmin edecek bir nesne olarak mı görüyordu? Onunla arkadaş olmayı, dostluk kurmayı, bir hayatı paylaşmayı, sevgili olmayı ya da evlenmeyi düşünmeden, yalnızca kendi hevesinin peşinden mi koşuyordu?
Sosyal medyadaki o yorumu okuduğumda aklımdan bunlar geçti:
“Herkes ‘ekmeğinin peşinde’..!”
Asıl mesele burada başlıyor.
Toplum olarak ahlaki ve insani ilişkilerimizde yol alamamamızın nedenlerinden biri de bu anlayış değil mi? Bazı erkekler kadını yalnızca cinsel bir nesne olarak görüyor, bazı kadınlar da erkeği tabiri caizse yolunacak bir kaz olarak değerlendiriyor.
Elbette bu, bütün erkeklere ya da bütün kadınlara mal edilebilecek bir durum değil. Ancak varlığını inkâr edemeyeceğimiz bir anlayıştan söz ediyoruz.
İnsan, karşısındakini insan olarak göremediğinde ilişki de kuramıyor. Arkadaşlık, dostluk, sevgi, saygı ve güven gibi kavramların yerini çıkar, heves ve beklenti alıyor. Herkesin bir hesabı var ama kimsenin karşısındakini gerçekten anlamaya niyeti yok.
Böyle bir anlayışla toplum olarak bir adım ileri gidebilir miyiz?
Geçenlerde bir düğüne katıldım. Genç ve orta yaşlı kadınların önemli bir kısmının oldukça dekolte kıyafetlerle ortada rahatça oynadığını gördüm. Bazı görüntüler beni rahatsız etti. Düğünün gerilerinde arkadaşlarla sohbet ediyorduk. Trabzon'un tanınmış iş adamlarından bir arkadaşımız da oradaydı.
Bir ara bana dönerek:
“Ya Mustafa, baksana!” dedi.
“Neye bakayım?” diye sordum.
“Ben şimdiye kadar kadınların sütyen takmadan dolaşmasını sadece sosyal medyada, magazin sayfalarında görüyordum. Burada da görüyorum!” dedi.
Yüzüne baktım, bir şey söylemedim. Sadece gülümsedim. Çünkü o an verecek bir cevabım yoktu.
Orada bulunan başka bir kadın arkadaşımızın yorumu ise farklıydı:
“Peki, bunlar kime beğenilmeye çalışıyor? Eşlerine değil, sevgililerine değil... Herkese mi beğenilmeye çalışıyorlar?”
“Bilmiyorum,” dedim.
Aslında bu soruların üzerinde düşünmek gerekiyor. İnsan beğenilmek ister. Beğenilmek, takdir edilmek, fark edilmek hepimizin hoşuna gidebilir. Bunda yadırganacak bir şey yok. Ancak insanın kendisini nasıl ortaya koyduğu, neyle dikkat çekmeye çalıştığı da üzerinde düşünülmesi gereken bir konu.
Burada bir ayrımı özellikle yapmak gerekiyor: Bir kadının nasıl giyineceğine elbette kendisi karar verir. Kıyafeti üzerinden kimsenin ahlakını ölçemeyiz. Mesele, bir kadının dekolte giyinmesi ya da bir erkeğin bundan rahatsızlık duyması veya aç gözlerle ona bakmasıyla sınırlı değil. Mesele, insanın değerini neye göre belirlediğimiz ve başkalarının gözünde nasıl bir değer kazanmaya çalıştığımızdır.
Çünkü aynı anlayışın başka bir yüzünü erkeklerde de görüyoruz.
Kimi altındaki arabayla, kimi giydiği marka ayakkabıyla, kimi gittiği lüks restoranlarla, kimi de sahip olduğu parayla, makam veya mevkiyle kendisini göstermeye çalışıyor. Kadın da erkek de çoğu zaman dış görünüşüyle, sahip olduklarıyla, başkalarında uyandırdığı etkiyle değer kazanmaya uğraşıyor.
Peki, kaç kişi aklıyla, fikriyle, bilgisiyle, kültürüyle, karakteriyle ve insanlığıyla kendisini ortaya koymaya çalışıyor?
Kaç kişi bir insanı tanırken ne giydiğine, ne kadar güzel ya da yakışıklı olduğuna, hangi arabaya bindiğine, ne kadar para kazandığına değil; nasıl düşündüğüne, nasıl davrandığına, sözüne ne kadar sadık olduğuna, zor zamanda nasıl bir insan olduğuna bakıyor?
İşte asıl meselemiz burada.
Birbirimizi tanımadan sahip olduklarımıza, görünüşümüze ve bize sağlayabileceğimiz faydaya göre değerlendiriyoruz. Kadınıyla erkeğiyle insanı bir bütün olarak görmek yerine, işimize yarayan yönüyle değerlendiriyoruz. Sonra da adına aşk, sevgi, dostluk, arkadaşlık diyoruz.
Oysa insan, bir başkasının ihtiyacını giderecek bir nesne değildir. Ne kadın erkeğin hevesini tatmin etmek için vardır ne de erkek kadının lüks ihtiyaçlarını finanse etmek için. İnsan ilişkileri, karşılıklı çıkar hesabından ibaret değildir. Olmamalıdır.
Çünkü mesele yalnızca sosyal medyada kadınların peşine düşen erkekler, dış görünüşüyle dikkat çekmeye çalışan kadınlar ya da arabasıyla, parasıyla gösteriş yapan erkekler değil.
Mesele, insanı insan olarak görebilmek.
Karşımızdakine bir beden, bir cüzdan, bir makam, bir imkân ya da geçici bir hevesin aracı olarak bakmaktan vazgeçebilmek...
Bunu başaramadığımız sürece ne ilişkilerimizde gerçek bir samimiyet kurabiliriz ne de toplum olarak ahlaki anlamda ileriye gidebiliriz.
Ve dönüp dolaşıp aynı soruyla karşı karşıya kalırız:
Herkes “ekmeğinin peşinde” de, kaç kişi insanlığının peşinde?
| # | Takım | O | G | B | M | AV | P |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 7 | 5 | 1 | 1 | +5 | 16 | |
| 2 | 7 | 5 | 0 | 2 | +8 | 15 | |
| 3 | 7 | 4 | 2 | 1 | +8 | 14 | |
| 4 | 7 | 4 | 1 | 2 | +13 | 13 | |
| 5 | 7 | 4 | 1 | 2 | +11 | 13 | |
| 6 | 7 | 3 | 3 | 1 | +2 | 12 | |
| 6 | 7 | 4 | 0 | 3 | +2 | 12 | |
| 8 | 7 | 3 | 1 | 3 | +4 | 10 | |
| 9 | 7 | 2 | 4 | 1 | 0 | 10 | |
| 10 | 7 | 3 | 1 | 3 | -2 | 10 | |
| 11 | 7 | 2 | 2 | 3 | -1 | 8 | |
| 12 | 7 | 2 | 2 | 3 | -3 | 8 | |
| 13 | 7 | 2 | 2 | 3 | -8 | 8 | |
| 14 | 7 | 2 | 2 | 3 | -8 | 8 | |
| 15 | 7 | 1 | 3 | 3 | 0 | 6 | |
| 16 | 7 | 1 | 2 | 4 | -4 | 5 | |
| 17 | 7 | 1 | 1 | 5 | -9 | 4 | |
| 18 | 7 | 1 | 0 | 6 | -18 | 3 |
| İmsak | 05:01 |
| Güneş | 06:25 |
| Öğle | 12:12 |
| İkindi | 15:17 |
| Akşam | 17:48 |
| Yatsı | 19:07 |