Ülkemizde yaşadığımız kutuplaşmanın, huzursuzluğun ve toplumsal gerilimin sorumlusu yalnızca siyasiler değil. Bu tablonun oluşmasında, sorgulamadan inandığı bilgileri gerçek sanan ve bunları başkalarına da yayan vatandaşların payını da görmemiz gerekiyor.
Eskiden de yanlı yayınlar vardı. Sağcı gazeteler sağın, solcu gazeteler solun görüşlerini savunurdu. Ancak insanların farklı yayınları karşılaştırma, farklı görüşleri görme imkânı vardı. Üstelik basının hukuki sorumluluğu bulunuyordu. Yanlış haberler için tekzip mekanizması vardı; mahkeme kararlarıyla düzeltme yayımlanabiliyordu. Elbette o dönem de kusursuz değildi ama bugün sosyal medyada karşılaştığımız denetimsiz bilgi kirliliğinin ulaştığı boyutlar çok daha farklı.
Eskiden herkes gazeteye ulaşamıyordu, bu kadar fazla televizyon seyredilmiyordu ve çok kanalda yoktu. Dolayısıyla vatandaşlar bu derece manipülasyona açık değildi. İnsanların birçoğunu "aptallaştıran" akıllı telefonlar da yoktu.
Bugün ise birçok insanın haber kaynağı birkaç Facebook sayfasından, kimliği belirsiz hesaplardan ve trol ağlarından ibaret. Haberin kaynağına bakmıyor, doğruluğunu araştırmıyor, başka bir yerden teyit etmiyor. Ekranında gördüğü bir paylaşımı, sanki güvenilir bir gazetenin manşetini okuyormuş gibi doğru kabul ediyor.
Peki, bu bilgi kirliliği nasıl bu kadar etkili oluyor?
Bir düşünün… Parkta, kahvehanede, otobüste ya da bir bankta oturan insan, telefonunu eline alıyor ve başparmağıyla ekranı yukarıya doğru kaydırıyor. Önüne ne çıkarsa okuyor, hoşuna gideni beğeniyor, inandığını paylaşıyor. Ama o bilginin nereden geldiğini, kimin hazırladığını, hangi amaçla yayıldığını sorgulamıyor.
Üstelik sosyal medya algoritmaları, insanların ilgisini çeken ve etkileşim gösterdiği içerikleri daha fazla önlerine çıkarabiliyor. Muhalif bir vatandaşın karşısına çoğunlukla muhalif içerikler, iktidar yanlısı bir vatandaşın karşısına ise iktidarı destekleyen içerikler çıkabiliyor. Böylece insan, kendi düşüncesini doğrulayan haberlerin arasında yaşamaya başlıyor. Karşıt görüşleri görmedikçe de kendi düşüncesinin tartışılmaz bir gerçek olduğuna inanıyor.
İşte asıl tehlike burada başlıyor: İnsan, bir süre sonra yalnızca yanlış bilgiye inanmıyor; yanlışını kimliğinin bir parçası hâline getiriyor.
Siyasilerin ve onları destekleyen trol ağlarının bu durumdan yararlanmadığını kim söyleyebilir? Kutuplaşma üzerinden siyasi kazanç sağlayanlar, kendi tabanlarını konsolide etmek için bu mecraları etkili biçimde kullanabiliyor. Organize hesaplar, yanıltıcı paylaşımlar ve kasıtlı manipülasyonlar, insanların öfkesini besleyebiliyor. Çünkü öfkeli insan daha kolay tepki veriyor, tepki veren insan daha çok paylaşıyor, paylaşılan içerik de daha fazla insana ulaşıyor.
Böylece yalan, gerçeklerden daha hızlı yayılıyor.
Üstelik mesele yalnızca yanlış bilgiyle sınırlı kalmıyor. İnsanlar, kendi siyasi görüşünden olmayanları farklı düşünen vatandaşlar olarak görmekten çıkıp düşman olarak görmeye başlıyor. Aynı mahallede yaşayan, aynı pazardan alışveriş yapan, aynı ekonomik sıkıntıları çeken insanlar; siyasi tercihler yüzünden birbirine bileniyor.
Oysa sağda da solda da aynı sorun var. Bir tarafın yalanına inanmayı eleştirip kendi tarafının yalanına sarılmak, gerçeği aramak değil, tarafını savunmaktır. İnsanların kendi düşüncelerini sorgulamadığı yerde, siyaset sorgulanamaz hâle gelir.
İşin en zor tarafı da şu: Yanlış bilgi tekrarlandıkça tanıdık hâle geliyor; tanıdık hâle geldikçe doğruymuş gibi algılanabiliyor. İnsan, yıllardır inandığı bir düşüncenin yanlış olabileceğini kabul etmekte zorlanıyor. Çünkü artık yalnızca bir haberi değil, kendi kimliğini de savunuyor.
Peki, bu kısır döngüden nasıl çıkacağız?
Öncelikle her gördüğümüz paylaşımın haber olmadığını, her yazılanın bilgi sayılamayacağını öğreneceğiz. Kaynağına bakacağız, başka kaynaklardan teyit edeceğiz, karşıt görüşleri de okuyacağız. Hoşumuza giden bir haberin bile yanlış olabileceğini kabul edeceğiz. En önemlisi, siyasi aidiyetimizi aklımızın ve vicdanımızın önüne koymayacağız.
Unutmayalım: Siyasetçiler toplumu kutuplaştırabilir ama bu kutuplaşmanın kalıcı hâle gelmesi, vatandaşın sorgulamaktan vazgeçmesiyle mümkün olur.
Çünkü sorgulamayan insan, başkasının düşüncesini kendi düşüncesi sanır. Başkasının öfkesini kendi öfkesi, başkasının düşmanlığını kendi düşmanlığı olarak benimser.
Sonunda da kendisini yönlendirenlerin değil, aynı sokakta yaşadığı insanların karşısına dikilir.
Oysa bize düşen, her duyduğumuza inanmak değil; doğruyu yanlıştan ayırmak, aklımızı kullanmak ve birbirimize düşman olmadan yaşayabilmektir.
Çünkü bir ülkeyi yalnızca yanlış yönetenler değil, yanlış yönlendirildiği hâlde bunu sorgulamayanlar da çıkmaza sürükler.
| # | Takım | O | G | B | M | AV | P |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 8 | 6 | 1 | 1 | +6 | 19 | |
| 2 | 8 | 5 | 2 | 1 | +9 | 17 | |
| 3 | 8 | 5 | 1 | 2 | +16 | 16 | |
| 4 | 7 | 5 | 0 | 2 | +8 | 15 | |
| 5 | 7 | 4 | 1 | 2 | +11 | 13 | |
| 6 | 8 | 4 | 1 | 3 | +5 | 13 | |
| 7 | 7 | 4 | 0 | 3 | +2 | 12 | |
| 8 | 8 | 3 | 3 | 2 | -1 | 12 | |
| 9 | 8 | 3 | 2 | 3 | -6 | 11 | |
| 10 | 7 | 2 | 4 | 1 | 0 | 10 | |
| 11 | 8 | 3 | 1 | 4 | -3 | 10 | |
| 12 | 7 | 2 | 2 | 3 | -1 | 8 | |
| 13 | 7 | 2 | 2 | 3 | -3 | 8 | |
| 14 | 8 | 2 | 2 | 4 | -9 | 8 | |
| 15 | 7 | 1 | 3 | 3 | 0 | 6 | |
| 16 | 8 | 1 | 2 | 5 | -5 | 5 | |
| 17 | 7 | 1 | 1 | 5 | -9 | 4 | |
| 18 | 8 | 1 | 0 | 7 | -20 | 3 |
| İmsak | 05:03 |
| Güneş | 06:27 |
| Öğle | 12:11 |
| İkindi | 15:15 |
| Akşam | 17:45 |
| Yatsı | 19:04 |