Bazı insanlar vardır, hayatınızda adeta ömür törpüsüdür. Yanlarında huzur bulamaz, sohbetlerinden keyif alamaz, bir süre sonra aynı ortamda bulunmaktan bile yorulursunuz.
Bırakın onlardan gelecek hayır Allah'tan gelsin. Gelmese de vardır bir hikmeti.
Hani, “Denize düşen yılana sarılır” derler ya… Bazen hayatın şartları sizi öyle bir noktaya getirir ki normalde yan yana gelmek istemeyeceğiniz insanlardan bile destek almak zorunda kalırsınız. İşte tam da böyle zamanlarda dikkatli olmak gerekir. Çünkü bazı insanların size vereceği destek, sonrasında ödettiği bedelin yanında hiçbir şey ifade etmez.
Bu insanlar dışarıdan bakıldığında çoğu zaman zararsız, hatta son derece iyi niyetli görünürler. Kimi maneviyatın arkasına sığınır, kimi kendince oluşturduğu adalet anlayışının… Kızarsınız ama kıramazsınız. Rahatsız olursunuz ama şikâyet etmekte zorlanırsınız. Çünkü çevrelerine karşı öyle bir görüntü verirler ki sizin yaşadığınız sıkıntıyı başkalarına anlatmanız bile güçleşir.
Tanıdıkça anlarsınız ki görünenle yaşanan aynı değildir.
Sohbetleri sizi yorar, davranışları bunaltır. Yanlarında kendiniz gibi olamazsınız. Her kelimenizi tartar, her cümlenizi kontrol eder, hareketlerinize dikkat etmek zorunda kalırsınız. Çünkü en küçük bir farklılıkta sizi yargılamaya, eleştirmeye, yanlış ilan etmeye hazırdırlar.
Aslında kendileri de bu durumdan muzdariptir. Fakat kendilerine bir rol biçmiş, o rolü benimsemişlerdir. Üstelik çevrelerindeki herkesin de aynı rolü oynamasını beklerler. Onların dünyasında farklı düşünceye, sorgulamaya ve özgürce konuşmaya pek yer yoktur.
Bu insanların bir kısmı hayatı şekilci bir dindarlığa indirger. Diğer bir kısmı ise hayatı yalnızca eğlenceye, kadehe ve zevke sığdırır. Görünüşte birbirlerine zıt olsalar da aslında ortak bir noktaları vardır: Uçlarda yaşarlar. Hayatı kendi doğrularından ibaret görür, başkalarının farklılıklarına tahammül edemezler.
Oysa hayat, bu kadar dar kalıplara sığmayacak kadar geniştir.
İnsan bazen düşünmeden konuşmak, kahkaha atmak, kelimelerini seçmeden sohbet etmek, yeri geldiğinde hoplamak, zıplamak ister. Her an kendisini denetlemek, birilerinin ölçülerine göre davranmak zorunda kalmadan yaşamak ister.
Büyüklerimizin çok güzel bir sözü vardır:
“Geçme namert köprüsünden, ko aparsın su seni. Yatma tilki gölgesinde, ko yesin aslan seni.”
Ne kadar derin bir hayat tecrübesi, değil mi? Bazen birilerinden destek almaktansa kendi imkânlarımızla mücadele etmek, birilerinin gölgesinde huzursuz yaşamaktansa kendi başımıza ayakta durmak çok daha değerlidir.
İşte bu yüzden insanın çevresini iyi seçmesi gerekir.
Elbette kimseyi kırmak, incitmek, saygısızlık etmek zorunda değiliz. Akrabamız, arkadaşımız, komşumuz olabilirler. Selamımızı verir, hatırlarını sorarız. Ancak herkesi hayatımızın merkezine almak, herkesle ticaret yapmak, yolculuğa çıkmak, uzun süre aynı ortamı paylaşmak zorunda değiliz.
Bazı insanlarla araya mesafe koymak, bir saygısızlık değil, insanın kendi huzurunu koruma biçimidir.
Hele ki düşünce, felsefe, sosyoloji ve mantık üzerine konuşurken, karşınızdakinin dinlemeye ve anlamaya niyeti olmadığını görüyorsanız kendinizi boşuna yormayın.
Unutmayalım; insanın hayatına giren herkes hayatına değer katmaz. Bazıları sadece zamanınızı, enerjinizi ve huzurunuzu tüketir.
Bazen yapılabilecek en doğru şey, kimseyle kavga etmeden, kimseyi kırmadan, sadece mesafeyi korumaktır. Çünkü ömür zaten kısa. Bir de onu başkalarının kaprisleriyle, kalıplarıyla ve bitmeyen beklentileriyle tüketmeyelim.
152
okunma