|
Daha birkaç ay öncesine kadar Azerbaycan'ı ve İlham Aliyev'i göklere çıkaranlar kimlerdi? “Kardeşimiz” diyorlardı. “İki devlet, bir millet” diyerek alkış tutuyor, Azerbaycan'la Türkiye'nin birlikteliğinden büyük bir güç doğacağını anlatıyorlardı. Aliyev'e övgüler diziliyor, Azerbaycan adeta eleştirilemez bir ülke olarak görülüyordu.
Peki, ne oldu da birdenbire her şey değişti?
Azerbaycan'ın laiklik konusundaki uygulamaları, Başörtülü öğrencilerin okullara alınmamasına yönelik uygulamalar ve tartışmalar, Amerika Birleşik Devletleri'yle yaptığı ticari anlaşmalar gündeme gelince, dün yere göğe sığdıramadıkları Aliyev'i bugün hain, düşman, hatta siyonist ilan etmeye başladılar.
Dün kardeş dediklerine bugün düşman diyorlar. Dün alkışladıklarını bugün lanetliyorlar.
İyi de dün mü yanılıyorlardı, bugün mü?
İşte asıl sorulması gereken soru budur.
Elbette Azerbaycan'ın politikaları eleştirilebilir. Aliyev'in kararları da sorgulanabilir. Hiçbir ülke, hiçbir lider eleştiriden muaf değildir. Ancak eleştirinin de bir ölçüsü, bir tutarlılığı ve bir ilkesi olmalı. Bir lideri dün göklere çıkarıp bugün yerin dibine batırmak, eğer arada değişen şey yalnızca kendi beklentilerimizse, fikir sahibi olmak değil, savrulmaktır.
Bizim asıl problemimiz, insanları ve olayları ilkelerimize göre değerlendirmek yerine, ilkelerimizi sevdiğimiz insanlara göre değiştirmemizdir.
Bu anlayışın adı düşünmek değil, biat etmektir.
Çünkü düşünen insan, sevdiğini de eleştirir; karşı çıktığı insanın doğru yaptığını da teslim eder. Adalet duygusu gelişmiş insan, kendi tarafının yanlışını da yanlış görür. Biat eden ise önce tarafını belirler, sonra o tarafın her yaptığını doğru, karşı tarafın her yaptığını yanlış ilan eder.
Böyle bir anlayışın ne siyasette ne toplumsal hayatta ne de dinî düşüncede tutarlılık sağlaması mümkün değildir.
Üstelik kendisini İslam'ın savunucusu olarak gören bu kitlenin çelişkisi çok daha derindir. İslam'ı çoğu zaman başörtüsüyle, namazla, oruçla ve görünür dinî sembollerle anlatıyorlar. Fakat iş adalete, ahlaka, liyakate ve vicdana geldiğinde aynı hassasiyeti göremiyoruz.
Oysa din, yalnızca görünüşten ve ritüellerden ibaret değildir. Adalet yoksa, ahlak yoksa, hakkaniyet yoksa, insan kendi tarafının yanlışına göz yumuyorsa orada ciddi bir muhasebe sorunu var demektir.
İslam'ı savunduğunu söylemek başka, İslam'ın adalet ve ahlak ölçülerine göre yaşamak başkadır.
Burada kimsenin inancını sorgulamak değil, inanç adına sergilenen çelişkileri sorgulamak gerekir. Çünkü bir insanın dinî hassasiyetlerini dile getirmesi, onun her davranışını doğru yapmaz.
Peygamberimize atfedilen şu güzel öğüt tam da bu noktada hatırlanmaya değer:
“Sevdiğini ölçülü sev, belki bir gün düşmanın olur. Nefret ettiğine de ölçülü davran, belki bir gün dostun olur.”
Ne var ki sözünü ettiğimiz kitle için ölçünün de bir ölçüsü kalmamış durumda. Fırtınalı denizde sağa sola savrulan bir gemi gibi, bugün bir yana, yarın öbür yana yatıyorlar. Bir gün alkışladıklarına ertesi gün hakaret ediyor, dün savunduklarını bugün düşman ilan ediyorlar.
Üstelik bu savrulmayı bir düşünce değişikliği olarak da göremeyiz. Çünkü düşünce değişikliği, yeni bilgiyle, akılla ve muhasebeyle gerçekleşir.
Peki, böyle bir toplumla nereye varabiliriz?
Kendi ilkeleri olmayan, kararlarını akıl ve bilgiyle değil, kalabalıkların coşkusuyla veren toplumlar, başkalarının yönlendirmesine açık hâle gelirler.
Türkiye'nin önemli sorunlarından biri de budur. Siyasette, dinde ve toplumsal meselelerde sorgulamadan bağlanan; kendi mahallesinin yanlışlarını görmezden gelen; eleştirmeyi düşmanlık, itiraz etmeyi ihanet sayan bir anlayışla karşı karşıyayız.
Bundan kurtulmanın yolu, bir tarafı bırakıp başka bir tarafa körü körüne bağlanmak değildir. Asıl mesele, tarafların üzerinde bir ahlak ve adalet ölçüsü oluşturabilmektir.
Bize önce adalet duygusu lazım. Ahlak lazım. İnsaf lazım. Her duyduğuna inanmayan, her alkışlayana katılmayan, kendi aklını başkasına kiraya vermeyen insanlar lazım.
Kur'an'ın da insanı düşünmeye, akletmeye ve sorgulamaya çağırdığını unutmamak gerekir. İnandığını söyleyen insanın aklını kullanmaktan vazgeçmesi, savunduğu değerlerle çelişmesidir.
Bütün bunların yolu ise eğitimden geçiyor. Ancak eğitimden kastımız yalnızca diploma almak, sınav kazanmak veya bir meslek sahibi olmak değil. İnsanlara düşünmeyi, sorgulamayı, farklı fikirlere tahammül etmeyi, doğruyla yanlışı birbirinden ayırmayı ve gerektiğinde kendi yanlışını kabul etmeyi öğreten bir eğitimden söz ediyorum.
Ne yazık ki eğitimin bugünkü durumunu da hepimiz biliyoruz.
Sonuç olarak mesele Aliyev'in dün kardeş, bugün hain ilan edilmesinden ibaret değil. Mesele, dün söylediğiyle bugün söylediği arasında bir ilke bağı kuramayan insanın nasıl bu kadar rahat savrulabildiğidir.
Bizim ihtiyacımız daha fazla slogan değil, daha fazla akıl; daha fazla taraftarlık değil, daha fazla adalet; daha fazla dinî gösteri değil, daha fazla ahlak.
Çünkü insanı da toplumu da ayakta tutan, kimin yanında durduğu değil, haklı olanın yanında durabilmesidir.
| # | Takım | O | G | B | M | AV | P |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 7 | 5 | 1 | 1 | +5 | 16 | |
| 2 | 7 | 5 | 0 | 2 | +8 | 15 | |
| 3 | 7 | 4 | 2 | 1 | +8 | 14 | |
| 4 | 7 | 4 | 1 | 2 | +13 | 13 | |
| 5 | 7 | 4 | 1 | 2 | +11 | 13 | |
| 6 | 7 | 3 | 3 | 1 | +2 | 12 | |
| 6 | 7 | 4 | 0 | 3 | +2 | 12 | |
| 8 | 7 | 3 | 1 | 3 | +4 | 10 | |
| 9 | 7 | 2 | 4 | 1 | 0 | 10 | |
| 10 | 7 | 3 | 1 | 3 | -2 | 10 | |
| 11 | 7 | 2 | 2 | 3 | -1 | 8 | |
| 12 | 7 | 2 | 2 | 3 | -3 | 8 | |
| 13 | 7 | 2 | 2 | 3 | -8 | 8 | |
| 14 | 7 | 2 | 2 | 3 | -8 | 8 | |
| 15 | 7 | 1 | 3 | 3 | 0 | 6 | |
| 16 | 7 | 1 | 2 | 4 | -4 | 5 | |
| 17 | 7 | 1 | 1 | 5 | -9 | 4 | |
| 18 | 7 | 1 | 0 | 6 | -18 | 3 |
| İmsak | 04:59 |
| Güneş | 06:23 |
| Öğle | 12:12 |
| İkindi | 15:19 |
| Akşam | 17:51 |
| Yatsı | 19:10 |