FINDIK ÜRETİCİSİ EZİLİYOR, PİYASA KAZANIYOR!
Karadeniz'in yeşil altını denildiğinde akla ilk gelen fındıktır. Ama bugün o yeşil altının altında ezilen yine fındık üreticisidir. Bahçeye giren üretici maliyetle boğuşuyor. Gübre ateş pahası, İlaç pahalı , Patoz pahalı, Nakliye pahalı, İşçilik pahalı.
Bir günlük işçinin yevmiyesi binlerce lirayı bulmuş durumda. Üretici bütün bu maliyetleri sırtlanıyor, yağmuruyla güneşiyle, hastalığıyla zararlısıyla bir yıl boyunca bahçesinin başında bekliyor. Sonra ürününü satmaya geldiğinde karşısına ne çıkıyor? Ürettiğinin gerçek karşılığını belirleyebilecek bir üretici değil, oluşmuş bir piyasanın fiyatını kabul etmek zorunda kalan üretici çıkıyor.
İşte asıl mesele budur. Fındığın kilogram fiyatını konuşuyoruz ama asıl konuşmamız gereken, üreticinin neden fiyat belirleyemediğidir.
ÜRETEN ÜRETİCİ, RİSKİ ALAN ÜRETİCİ…
Fındığı kim üretiyor?
Üretici.
Kuraklığın, aşırı yağışın, donun, hastalığın, zararlının ve iklim değişikliğinin riskini kim taşıyor?
Üretici.
Bahçenin bakımını kim yapıyor?
Üretici.
İşçiyi kim buluyor, parasını kim ödüyor?
Üretici.
Gübrenin, ilacın, patozun, nakliyenin parasını kim veriyor?
Yine üretici.
Peki bütün bu risklerin sonunda fiyat konusunda söz sahibi kim?
İşte burada ciddi bir soru ortaya çıkıyor:
Üreten neden fiyatı kabul eden taraf olmak zorunda?
Üretici neden ürününü hasat ettiği anda satmak zorunda kalıyor?
Çünkü çoğu üreticinin ürünü uzun süre bekletecek ekonomik gücü yok.
Borcu var.
Masrafı var.
Yeni sezonun giderleri var.
Üstelik yeterli depolama ve finansman imkânı bulunmadığında üretici, ürününü istediği zaman değil, mecbur kaldığı zaman satıyor.
Bu durum değişmeden fındık meselesini çözmek mümkün değildir.
FINDIK VAR, DEĞERİ VAR; AMA ÜRETİCİNİN PAYI NEREDE?
Bir başka çelişki daha var.
Fındık üreticisinin elinden çıkan ürünün fiyatı tartışılırken, fındığın işlenmiş hâlinin market raflarındaki fiyatı çok daha farklı bir tablo ortaya koyuyor. Elbette bir ürünün nihai fiyatı yalnızca hammadde fiyatından oluşmaz.
İşçilik vardır.
Enerji vardır.
Ambalaj vardır.
Nakliye vardır.
Finansman vardır.
Vergi vardır.
Pazarlama vardır.
Bunların hepsi maliyettir.
Ama yine de sorulması gereken soru ortadadır:
Üreticinin sattığı fındık ucuzlarken, tüketicinin satın aldığı fındıklı ürün neden aynı ölçüde ucuzlamıyor? Aradaki ekonomik değer nerede oluşuyor?
Kim kazanıyor?
Kim kaybediyor?
Bu soruların cevabı sloganlarla değil, şeffaf bir maliyet ve fiyat zinciriyle ortaya konulmalıdır.
Çünkü üretici de tüketici de gerçeği bilmek zorundadır.
TMO VARSA ÜRETİCİ NEDEN HALA PİYASADA YALNIZ?
Toprak Mahsulleri Ofisi'nin fındık piyasasındaki rolü elbette önemlidir. Ancak TMO'nun varlığını yalnızca açıkladığı alım fiyatı üzerinden değerlendirmek de yeterli değildir. Alım kapasitesi, randevu sistemi, kalite kriterleri, randıman, çürük ve bozuk oranları, depolama imkânları ve piyasaya etkisi birlikte değerlendirilmelidir.
Üreticinin devlet kurumuna ürününü satmakta zorlandığı bir ortam varsa, o üretici yeniden serbest piyasanın şartlarına mahkûm kalmaktadır. Burada mesele TMO'yu suçlamak ya da savunmak değildir.
Mesele şudur:
Üreticinin elindeki ürün, üreticinin pazarlık gücünü artıracak bir ekonomik araca dönüşüyor mu? Cevap yeterince güçlü değilse, sistemi yeniden düşünmek zorundayız.
KAHVERENGİ KOKARCA DAHA NE KADAR CAN YAKACAK?
Fındık üreticisinin problemi yalnızca fiyat değildir. Bahçedeki zararlılar da üreticinin belini büküyor. Özellikle kahverengi kokarca, fındık üretimi açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor. Üretici bir taraftan maliyetlerle mücadele ederken diğer taraftan ürününü hastalık ve zararlılardan korumaya çalışıyor.
Yani üreticinin karşısında yalnızca piyasa yok. İklim var, hastalık var, zararlı var, yüksek maliyet var ve sonunda fiyat belirsizliği var. Bütün bunları üst üste koyduğunuzda ortaya yalnızca bir tarım sorunu değil, Karadeniz'in ekonomik geleceğini ilgilendiren yapısal bir mesele çıkıyor.
YAŞLI BAHÇELER, DÜŞÜK VERİM, YÜKSEK MALİYET…
Bir başka gerçek daha var. Fındık bahçelerimizin önemli bir bölümünde verimlilik sorunu yaşanıyor. Yaşlanan ocaklar, yanlış dikim, yetersiz bakım, budama eksikliği ve geleneksel üretim yöntemlerinin devam etmesi dönüm başına alınan ürünü aşağı çekiyor. Bazı bölgelerde üreticinin dönümden aldığı ürün, artan maliyetleri karşılamakta yetersiz kalıyor. Burada üreticiye yalnızca "daha çok üret" demek yetmez.
Daha verimli üret.
Daha kaliteli üret.
Daha az maliyetle üret.
Ürettiğinin değerini koruyarak sat.
Bunun için de üreticinin yanında teknik destek, eğitim, modern bahçe yönetimi ve planlı üretim politikası olmak zorundadır.
FİSKOBİRLİK SADECE GEÇMİŞİN HATIRASI OLMAMALI
Fındık denildiğinde Fiskobirlik'in adı mutlaka konuşulmalıdır. Çünkü mesele yalnızca bir kurumun geçmişi değildir. Asıl mesele üreticinin örgütlü olup olmamasıdır. Üretici tek başına hareket ettiğinde pazarlık gücü sınırlıdır.
Ama üretici örgütlendiğinde;
ürününü depolayabilir,
pazarlayabilir,
standardizasyon sağlayabilir,
işleyebilir,
katma değer yaratabilir,
finansmana daha güçlü ulaşabilir.
Kooperatifçilik doğru yönetildiğinde üreticinin elindeki en önemli ekonomik araçlardan biri olabilir. Elbette geçmişte yaşanan yönetimsel ve finansal sorunlar konuşulmalıdır. Ama geçmişteki sorunları gerekçe göstererek üreticinin örgütlü yapısını tamamen etkisizleştirmek çözüm değildir.
Çözüm; daha şeffaf, daha denetlenebilir, daha profesyonel ve gerçekten üreticinin yanında duran kooperatif yapıları oluşturmaktır.
FINDIĞIN GELECEĞİ ÜRETİCİSİZ KONUŞULAMAZ
Bugün fındık konusunda çok sayıda kurum konuşuyor.
Devlet konuşuyor.
Sanayici konuşuyor.
İhracatçı konuşuyor.
Tüccar konuşuyor.
Piyasa konuşuyor.
Ama fındığı üreten insanın sesi neden yeterince güçlü çıkmıyor?
Asıl cevaplanması gereken soru budur. Fındığın geleceği konuşulacaksa o masada üretici mutlaka oturmalıdır. Sadece dinlenen değil .Sadece destek bekleyen değil. Sadece fiyat açıklanmasını bekleyen değil. Fiyat oluşumunda söz sahibi olan üretici. Çünkü üreticinin sorunu yalnızca "fındık kaç lira?" sorusu değildir.
Asıl soru şudur:
"Üreticinin emeğinin karşılığını alabileceği adil bir sistem var mı?"
Bugün bu soruya güçlü bir cevap veremiyorsak, fındık politikalarını yeniden düşünmek zorundayız.
ARTIK SADECE FİYATI DEĞİL, SİSTEMİ KONUŞMALIYIZ
Fındık üreticisine sahip çıkmak, yalnızca sezon geldiğinde kilogram fiyatını yükseltmekten ibaret değildir. Üreticinin maliyetini düşürmek gerekir. Verimliliği artırmak gerekir. Zararlılarla etkin mücadele etmek gerekir. Bahçeleri gençleştirmek gerekir. Depolama imkânlarını geliştirmek gerekir. Üreticinin finansmana ulaşmasını kolaylaştırmak gerekir. Kooperatifçiliği güçlendirmek gerekir. Piyasanın daha şeffaf hâle gelmesini sağlamak gerekir.
Ve en önemlisi…
Üreticinin pazarlık gücünü artırmak gerekir. Çünkü üreticinin ürünü değerli olup kendisi değersiz bırakılıyorsa, orada bir sistem sorunu vardır. Fındık Karadeniz'in yalnızca tarımsal ürünü değildir. Fındık; köylünün alın teridir. Ailenin geçim kaynağıdır. Karadeniz ekonomisinin temel taşlarından biridir. İhracat geliridir. Ve milyonlarca insanın hayatına dokunan stratejik bir üründür. O nedenle artık aynı soruyu tekrar tekrar sormaktan vazgeçip gerçek soruyu sormalıyız: Üreten neden kazanamıyor?
Çünkü bugün tabloyu tek cümleyle özetlemek gerekirse . Üreten üretici, riski alan üretici; fakat fiyatı belirlemede hâlâ yeterince güçlü değil.
| # | Takım | O | G | B | M | AV | P |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 6 | 4 | 1 | 1 | +8 | 13 | |
| 2 | 6 | 4 | 1 | 1 | +3 | 13 | |
| 3 | 6 | 4 | 0 | 2 | +7 | 12 | |
| 4 | 6 | 4 | 0 | 2 | +3 | 12 | |
| 5 | 6 | 3 | 2 | 1 | +2 | 11 | |
| 6 | 6 | 3 | 1 | 2 | +10 | 10 | |
| 7 | 6 | 3 | 1 | 2 | +8 | 10 | |
| 8 | 6 | 2 | 4 | 0 | +2 | 10 | |
| 9 | 6 | 3 | 1 | 2 | +1 | 10 | |
| 10 | 6 | 2 | 2 | 2 | 0 | 8 | |
| 11 | 6 | 2 | 1 | 3 | +1 | 7 | |
| 12 | 6 | 2 | 1 | 3 | -1 | 7 | |
| 13 | 6 | 2 | 1 | 3 | -8 | 7 | |
| 14 | 6 | 2 | 1 | 3 | -8 | 7 | |
| 15 | 6 | 1 | 1 | 4 | -4 | 4 | |
| 16 | 6 | 1 | 1 | 4 | -6 | 4 | |
| 17 | 6 | 0 | 3 | 3 | -4 | 3 | |
| 18 | 6 | 1 | 0 | 5 | -14 | 3 |
| İmsak | 04:37 |
| Güneş | 06:02 |
| Öğle | 12:19 |
| İkindi | 15:44 |
| Akşam | 18:24 |
| Yatsı | 19:44 |