|
Bazen buzdağının yalnızca su yüzeyinde kalan kısmını görüp “Vay be, ne kadar büyükmüş!” diyoruz. Oysa asıl devasa büyüklük suyun altında, gözümüzden uzak kalan bölümde saklı.
Son günlerde eski bir bakanla ilişkilendirilen fon vurgunu gündemde. Konuşulan milyarlarca liralık kazançların yanı sıra, olay duyulduktan sonra iade edildiği belirtilen paralar da tartışılıyor. Herkes gözünün önündeki rakamlara odaklanmış durumda. Oysa buzdağının su altında kalan kısmında, en az bunlar kadar üzerinde durulması gereken başka bir mesele daha var.
Eski bakanın görev yaptığı dönemde, yaklaşık 70 özel kalem müdürü değiştirdiği ve bu kadrolar üzerinden kişilerin sınavsız biçimde kamu görevine geçirildiği iddiası da gündeme geldi.
Peki, bu iddialar doğruysa mesele yalnızca yaklaşık 70 kişinin memuriyete geçirilmesinden mi ibaret?
Elbette hayır!
Bir düşünün… Bu kişilerden kamu görevinde kalmaya devam edenler, önümüzdeki 35-40 yıl boyunca maaş alabilir. İkramiyelerden, çeşitli ödeneklerden yararlanabilir. Emeklilik dönemlerinde de kamu bütçesinden maaş ve hak kazandıkları diğer ödemeleri alabilirler. Görev ve koşullarına göre yolluk, harcırah ve taşınma giderleri gibi başka masraflar da ortaya çıkabilir.
Bunların her biri ayrı ayrı düşünüldüğünde sıradan birer kamu gideri gibi görünebilir. Fakat yıllara yayıldığında ortaya çıkacak toplam maliyeti hiç hesapladınız mı?
Üstelik mesele yalnızca bu yaklaşık 70 kişiyle de sınırlı değil. Türkiye'de geçmişten bugüne, özel kalem müdürlüğü gibi istisnai kadrolar üzerinden memuriyete geçirilerek kalıcı kamu görevlerine yerleştirildiği ileri sürülen başka kişiler de var. Bu yöntemin farklı dönemlerde ve farklı kurumlarda kullanıldığı iddiaları da dikkate alındığında, karşımıza çok daha büyük bir mesele çıkıyor.
Ülkede bu şekilde memuriyete geçirilen binlerce kişi varsa, bunların kamu bütçesine yıllar boyunca getireceği yükün toplamı ne kadardır?
Bu kişilerin tamamının çalışma hayatları boyunca alacağı maaşlar, ikramiyeler, ödenekler ve emeklilik giderleri hiç hesaplandı mı?
Daha önemlisi, sınavlara hazırlanan, yıllarca emek veren, atanabilmek için mücadele eden insanların hakkı ne olacak?
Birileri istisnai kadrolar üzerinden memuriyete geçerken diğerleri yıllarca sınav kapılarında bekliyorsa burada yalnızca bir bütçe meselesi değil, aynı zamanda bir adalet meselesi de vardır.
Bunun parasal karşılığını hesaplamak mümkün olsa bile kaybolan güvenin ve adalet duygusunun maliyetini hesaplamak o kadar kolay değildir.
İşte buzdağının suyun altında kalan asıl büyük bölümü budur!
Devletin kasası, yöneticilerin şahsi kasası değildir. O para milletin vergilerinden oluşur. Esnafın kazancından, işçinin alın terinden, emeklinin sofrasından, çiftçinin emeğinden alınan vergilerle birikir.
Bir yanda konuşulan büyük rakamlar, diğer yanda yıllarca devam edecek kamu giderleri… İkisini de sorgulamak, her ikisinin de hesabını sormak gerekir.
Küçük gibi görünen bu giderlerin zaman içinde nasıl büyük bir yüke dönüşebileceğini anlatan güzel bir fıkra vardır.
Nasreddin Hoca'yı evlendirmek istemişler. Ama Hoca, düğün masraflarını ve evlendikten sonra yapacağı harcamaları düşününce bu işe pek razı olmak istememiş. Kendisini evlendirmeye çalışanlara da kaygısını açıkça söylemiş.
Bunun üzerine Hoca'yı mutlaka evlendirmek isteyen komşularından biri araya girmiş:
— Pekâlâ Hoca, büyük masraflar bizden, küçük masraflar senden olmak üzere evlenmeye de itiraz edemezsin ya!
Hoca, bu cömert teklif karşısında inadından vazgeçmiş:
— Madem kesenin ağzını böyle cömertçe açıyorsunuz, olur, demiş.
Köylüler birleşerek düğün hazırlıklarına girişmişler. Söz verdikleri gibi düğünün bütün masraflarını üstlenmiş ve Hoca'yı evlendirmişler.
Fakat Hoca'nın evlendiği kadın son derece müsrif, harcamayı çok seven biri çıkmış. Neredeyse her gün Hoca'nın karşısına yeni bir masrafla çıkıyormuş:
— Hoca, gaz bitti! Hoca, tuz bitti! Hoca, yağ bitti! Hoca, un bitti!
Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de:
— Hoca, bana şunu al! Hoca, bana bunu al!
diyerek isteklerde bulunuyormuş. İsteklerin, masrafların ardı arkası kesilmiyormuş.
Hoca bakmış ki bu küçük görünen günlük masraflar cebindeki parayı tüketiyor, beş kuruşsuz kalmış. Ne yapacağını şaşırmış. Evlilik öncesinde yalnızca düğün masraflarını düşünmüş, sonrasını hesaba katmamış. Meğer asıl yük, o küçük görünen masraflardaymış!
Bu arada köyün tarlalarına bir domuz dadanmış. Köylüler birleşerek günlerce uğraşıp domuzu canlı yakalamışlar. Köyün meydanına getirmişler. Artık öyle bir ceza vermek istiyorlarmış ki domuz, tarlalara verdiği zararın bedelini fazlasıyla ödesin.
Herkes bir şeyler söylüyormuş. Kimisi canlı canlı derisini yüzelim, kimisi ayaklarını kıralım, kimisi kulaklarını keselim diyormuş.
Köylüler çaresizce ne yapacaklarını düşünürken durumu Nasreddin Hoca'ya danışmışlar.
Hoca, köylüleri sakinleştirmiş ve muzip zekâsıyla şu çözümü önermiş:
— Derdiniz bu mu? Ona en büyük cezayı ben vereceğim. Gelin, biz bu domuzu evlendirelim! Büyük masraflar benden, küçük masraflar da ondan olsun!
İşte mesele tam da bu!
Biz bugün fon vurgununda konuşulan büyük rakamları tartışırken, kamu kaynaklarının yıllara yayılan maliyetini gözden kaçırmayalım. Çünkü bazen asıl büyük yük, bir defada kasadan çıkan para değil; küçük gibi görünen işlemlerle geleceğe taşınan giderlerdir.
Bir kişinin kamu görevine atanması, tek başına bakıldığında sıradan bir işlem gibi görünebilir. Fakat bu yöntemle yüzlerce, binlerce kişinin kamu kadrolarına yerleştirildiği bir sistem söz konusuysa artık mesele tek tek atamaları aşar. Hem devlet bütçesinin hem de liyakat ve adalet ilkelerinin nasıl etkilendiğini sorgulamak gerekir.
Elbette iddialar somut delillerle incelenmeli, kişilerin hakları ve hukuki süreçler gözetilmelidir. Ancak bu, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını sorgulamaya engel değildir.
Çünkü kamu malı sahipsiz mal değil, milletin emanetidir.
Biz buzdağının yalnızca su üstündeki kısmına bakmaya devam edersek, suyun altında büyüyen yükü fark ettiğimizde iş işten geçmiş olabilir.
Nasreddin Hoca'nın durumuna gelince…
Büyük masraflar birilerinin, küçük masraflar milletin…
Sonra da dönüp “Devletin bütçesi neden yetmiyor?” diye soruyoruz.
| # | Takım | O | G | B | M | AV | P |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 7 | 5 | 1 | 1 | +5 | 16 | |
| 2 | 7 | 4 | 2 | 1 | +8 | 14 | |
| 3 | 7 | 4 | 1 | 2 | +13 | 13 | |
| 4 | 7 | 4 | 1 | 2 | +11 | 13 | |
| 5 | 6 | 4 | 0 | 2 | +7 | 12 | |
| 6 | 6 | 4 | 0 | 2 | +3 | 12 | |
| 7 | 7 | 3 | 3 | 1 | +2 | 12 | |
| 8 | 7 | 2 | 4 | 1 | 0 | 10 | |
| 9 | 7 | 3 | 1 | 3 | -2 | 10 | |
| 10 | 6 | 2 | 2 | 2 | 0 | 8 | |
| 11 | 7 | 2 | 2 | 3 | -8 | 8 | |
| 12 | 7 | 2 | 2 | 3 | -8 | 8 | |
| 13 | 6 | 2 | 1 | 3 | +1 | 7 | |
| 14 | 6 | 2 | 1 | 3 | -1 | 7 | |
| 15 | 6 | 1 | 1 | 4 | -4 | 4 | |
| 16 | 7 | 1 | 1 | 5 | -9 | 4 | |
| 17 | 6 | 0 | 3 | 3 | -4 | 3 | |
| 18 | 6 | 1 | 0 | 5 | -14 | 3 |
| İmsak | 04:56 |
| Güneş | 06:20 |
| Öğle | 12:13 |
| İkindi | 15:23 |
| Akşam | 17:56 |
| Yatsı | 19:15 |