Bugun...


Mustafa Aydın

facebook-paylas
ÜÇ ZARF HİKÂYESİ
Tarih: 09-03-2026 16:52:00 Güncelleme: 09-03-2026 16:52:00


Son yıllarda dikkat ediyor musunuz bilmiyorum...

 

Televizyonu açıyorsun, bir bakan konuşuyor:

“Eskiden şu yoktu.”

“Eskiden bu yapılmamıştı.”

“Biz gelince düzeldi.”

 

Bir başkası çıkıyor:

“Geçmişte yanlış yapılmış.”

“Biz şimdi toparlıyoruz.”

 

Yeni gelen bir yönetici konuşuyor:

“Öncekiler hatalı iş yapmış.”

 

Bu durum sadece siyasette de değil.

Belediyelerde, kurumlarda, hatta bazı kamu dairelerinde bile aynı dil kullanılıyor.

 

Yeni gelen, eskiyi suçluyor.

Eski giden, daha eskisini suçluyor.

 

Ortaya tuhaf bir tablo çıkıyor:

Sanki memlekette herkes yeni göreve başlamış gibi konuşuyor.

 

Mesela son günlerde Milli Eğitim Bakanı’nın bir açıklaması gündemde:

 

“2001’den önce okullarda tuvalet yoktu.” diyor.

 

Haklısınız Sayın Bakan…

Biz de zaten evde bezlenip okula öyle gidiyorduk.

 

İnsan bunları duyunca ister istemez gülümsüyor.

Ama işin düşündüren tarafı şu:

 

Geçmişi kötülemek artık neredeyse hazır bir konuşma kalıbı haline geldi.

 

İşte bu manzarayı gördükçe benim aklıma hep eski bir hikâye gelir.

 

Rivayete göre bir sadrazam görevini devredip ayrılırken, yerine gelecek olan sadrazamın masasının üzerine üç kapalı zarf bırakır.

Yanına da küçük bir not iliştirir:

 

“Başın sıkışırsa birinci zarfı aç.

Biraz daha sıkışırsan ikinciyi aç.

Çok çaresiz kalırsan üçüncüyü aç.”

 

Yeni sadrazam göreve başlar.

İlk zamanlar işler iyi gider.

Fakat bir süre sonra memlekette işler bozulmaya başlar. Halkın şikâyeti artar, homurtular yükselir.

 

Sadrazam ne yapacağını düşünürken aklına masadaki zarflar gelir.

Birinci zarfı açar.

 

İçinden çıkan notta şu yazmaktadır:

“Yapamayacak olsan bile bol bol vaatte bulun ve senden öncekileri kötüle.”

 

Sadrazam hemen işe koyulur.

Her fırsatta geçmiş yönetimi eleştirmeye başlar.

 

“Memleketi bu hale onlar getirdi.”

“Biz şimdi toparlamaya çalışıyoruz.”

 

Vaatler de peş peşe gelir.

Halk bir süre bu sözlerle oyalanır.

Ama memlekette işler yine düzelmez.

 

Şikâyetler yeniden artınca sadrazam ikinci zarfı açar.

 

Zarfın içinden çıkan pusulada şu yazılıdır:

“Bu defa etrafındakileri kötüle.”

 

Sadrazam bu kez çevresindekileri hedef almaya başlar.

 

Memleketteki aksaklıkların sebebini onların hatalarında arar.

 

Bir süre daha böyle idare edilir.

Ama zaman geçtikçe işler daha da ağırlaşır.

Şikâyetler yine dinmeyince sadrazam son zarfı açar.

 

Üçüncü zarfın içinden çıkan notta ise sadece şu yazmaktadır:

“Kendinden sonra gelecek kişi için sen de üç zarf hazırla.”

 

Bugün etrafımıza bakınca insan ister istemez bu hikâyeyi hatırlıyor.

 

Çünkü neredeyse her konuşmada aynı cümleler duyuluyor:

 

“Eskiden şu yoktu.”

“Eskiden bu yapılmadı.”

“Eskiden her şey kötüydü.”

 

Geçmiş eksik gedik anlatılıyor, geçmiş eleştiriliyor...

 

Ama bugünün sorunları hâlâ yerinde duruyor.

İşin en düşündüren tarafı da şu:

 

Bir ülkede yönetenler sürekli geçmişi anlatıyorsa, orada çözüm üretmekten çok mazeret üretme dönemi başlamış demektir.

 

Bu hikâyeyi çoğumuz biliriz.

 

Ama galiba bazı yöneticiler sadece ilk iki zarfı okuyor.

 

Üçüncü zarfa ise dokunmuyorlar.

 

Ama görünen o ki…

 

Artık son zarfı açmanın ve yeni üç zarf hazırlamanın zamanı geliyor… hatta geçiyor bile.



Bu yazı 167 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
resmi ilanlar

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI