Kahramanların Yazdığı Destan
Çanakkale…
Adı anıldığında bile yüreklerde bir sızı, gözlerde bir gurur belirir. Çünkü orası sadece bir savaşın değil, bir milletin yeniden dirilişinin adıdır. O topraklarda süngüyle yazılmış bir destan, kanla sulanmış bir tarih ve dualarla yükselmiş bir zafer saklıdır.
Çanakkale’yi anlamak için bazen büyük tarih kitaplarına değil, cepheden yazılmış bir askerin mektubuna bakmak yeterlidir. Muallim Hasan Ethem’in annesine yazdığı satırlar, o cephedeki ruh hâlini bütün samimiyetiyle anlatır:
“Valideciğim… Nasihatamiz mektubunu, ortasından dere geçen yemyeşil bir ovanın ortasında, bir armut ağacının altında otururken aldım. Yeşil ekinlerin rüzgârda eğilişi sanki annemden gelen mektubu selamlıyor gibiydi… Hepsi bana doğru eğilip kalkıyor, mektup geldi diyerek beni tebrik ediyordu.”
Cephede kan ve barut kokusu vardır ama Hasan Ethem’in satırlarında aynı zamanda tabiatın huzuru ve iman dolu bir ruh da vardır. O, etrafına bakarken doğayı bile kendisiyle sevinir gibi anlatır:
“Başımı kaldırdım, gölgesinde oturduğum ağacın yaprakları raks eder gibi sallanıyordu. Bir bülbül tatlı sesiyle sanki sevincime iştirak ediyordu. Cığıl cığıl akan dere ise validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor, köpürüyordu.”
Bir süre sonra hizmet eri ona sütlü çay getirir. Hasan Ethem şaşırır:
“Mustafa, bu sütü nereden aldın?
—Şu derenin kenarında yayılan sürünün çobanından aldım efendim, 10 paraya…
Valideciğim, 10 paraya yüz dirhem süt, hem de su katılmamış… Koyundan şimdi sağılmış… Aldım ve içtim.”
Fakat o sırada cephede başka bir manzara vardır. Dere kenarında askerler çamaşır yıkamaktadır. İçlerinden biri ezan okumaya başlar. Hasan Ethem o anı şöyle anlatır:
“O güzel çayın yeşil bir tarafında çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişlerdi. İçlerinden biri öyle güzel bir sesle ezan okuyordu ki… Ben de ellerimi kaldırdım ve şöyle dua ettim:
‘Ey Rabbim! Bu kahraman askerlerin bütün dileği, senin yüce adını İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği nasip eyle. Süngülerimizi keskin kıl…”
İşte Çanakkale’nin ruhu budur.
Orada sadece süngüler çarpışmadı; dualar da göklere yükseldi.
Mektubunun sonunda Hasan Ethem annesine şöyle seslenir:
“Anneciğim… Dünyanın en güzel yerleri burasıymış. Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor. İnşallah düşman asker çıkarır da bizi de götürürler, bir düğün yaparız…”
O “düğün” dedikleri şey aslında şehadetti.
Bugün bizlere düşen görev, o kahramanların hatırasını sadece törenlerde anmak değil; onların bize bıraktığı vatanın kıymetini bilmektir.
Çünkü Çanakkale’de dünya bir şeyi gördü:
Bu milletin karşısına çelik zırhlı ordular çıkabilir, ama karşılarında iman dolu göğüsler varsa o millet asla yenilmez.
Çanakkale yalnızca bir zafer değildir.
Bir milletin imanının, haysiyetinin ve fedakârlığının tarihe kazınmış en büyük nişanesidir.
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|