Asıl Soruyu Sormayanlar
Haçlı Seferleri sırasında İslam dünyası tek bir güç değildi; birbirleriyle çekişen, parçalanmış devletlerden oluşuyordu. Ortak bir duruş sergilenemediği için, dışarıdan gelen güçler bu dağınıklığı kolayca avantaja çevirdi.
Tarih bize şunu açıkça gösteriyor: İçeride birlik yoksa, dışarıdan gelen tehdit sadece sonucu hızlandırır.
Bugün anlatılanlara baktığımızda, değişen pek bir şey olmadığını görüyoruz.
Arap ülkeleri neden İran’ı kınıyor sorusuna verilen cevap hep aynı: “İran onların topraklarına füze attı.”
İyi de kimse dönüp şu soruyu sormuyor: O topraklardaki Amerikan üslerinden İran neden vuruluyor? O üsler orada ne arıyor?
Asıl konuşulması gereken yer burası ama nedense herkes bu kısmı sessizce geçiyor.
Mesele sadece atılan füze değil; o füzeyi doğuran şartlar. Ama biz sonucu tartışıp sebebi görmezden geliyoruz.
Türkiye tarafına baktığımızda da benzer bir tablo var. Kürecik’teki radarların İran’dan kalkan füzeleri takip ettiği, savunma sistemlerine veri sağladığı konuşuluyor ama bu da açık açık dile getirilmiyor. Sonra Türkiye’nin de içinde olduğu İslam ülkelerinin İran’ı kınaması “gayet normal” diye anlatılıyor.
Daha da ilginci, bu söylemi en çok savunanların bir kısmı Türkiye’deki sosyal medya kullanıcıları… Özellikle iktidarı destekleyen bazı çevreler, ne olursa olsun mevcut politikayı savunmak için her türlü gerekçeyi üretiyor.
İsrail ile ticaret mi eleştiriliyor? Hemen hazır cevaplar: “Uluslararası hukuk”, “transit geçiş”, “Filistin’e yardım.”
Sanki o yardımlar gerçekten Filistin’e ulaşıyormuş gibi bir tablo çiziliyor.
Ama iş Amerika’ya gelince…
İş değişiyor.
Binlerce kilometre öteden gelip başka bir ülkeyi vuran bir güce “Bu uluslararası hukuka aykırıdır” demek nedense zorlaşıyor.
Derin bir sessizlik başlıyor.
Oysa mesele çok açık:
Zulme rıza göstermek de, zulüm karşısında sessiz kalmak da insanı zalimin safına yaklaştırır.
Bu sadece inancın değil, vicdanın da gereğidir.
Bugün daha tehlikeli bir noktadayız:
Yanlış yapanı değil, yanlışı ortaya çıkaranı sorguluyoruz.
Hırsızlık varsa “kim yaptı?” yerine “kim ortaya çıkardı?” diye soruluyor.
Yolsuzluk konuşulunca suç, yapanın değil, konuşanın üzerine yıkılıyor.
Ve en düşündürücü tarafı şu:
Bunu yapanların önemli bir kısmı kendini dindar, hassas, vicdanlı olarak tanımlayan insanlar.
Oysa hak ve hukuk, kişiye göre eğilip bükülecek bir şey değildir.
Kendi tarafına gelince savunulan, karşı tarafa gelince unutulan bir adalet, adalet değildir.
İsrail’e karşı birkaç cılız söz…
Ama Amerika söz konusu olunca derin bir sessizlik…
Bu denge değil, bu açık bir çekinme.
Bölgede birçok yönetim için mesele halk değil, koltuk.
Güçlü olana ses çıkaramayıp zayıf gördüğüne yüklenmek en kolay yol.
Ama asıl tehlikeli olan, bunu sorgulamadan kabul eden zihinler.
Boşuna dememişler:
“Çobanın dünyası koyunun kuyruğu kadardır.”
İnsan ne kadarını görmeye razıysa, hakikat de ona o kadar görünür.
Ve bu bakış açısı değişmedikçe…
Ne ülkemizde ne bu coğrafyada ne de dünyada gerçek anlamda bir düzelme mümkün görünmüyor.
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|