Savaş Sanattır
Savaş dediğin şey, sadece silah sıkmak, füze atmak, uçaklarla bombardıman yapmak değil.
Akıl işi, sabır işi… Biraz da karşı tarafın zaafını kollama işi.
Daha dün ve önceki gün konuşulan şu senaryoyu düşün:
İran hava sahasında bir Amerikan savaş uçağı düşürülüyor. İçindeki iki pilot sağ olarak yere iniyor ve İran’ın eline geçiyor. Buraya kadar “klasik bir savaş hikâyesi” diyebilirsiniz.
Ama asıl mesele bundan sonra başlıyor.
İran çıkıp “pilotlar bizde” demiyor.
Tam tersine, devlet televizyonundan duyuru yapıyor:
“Bu pilotları bulanlara ödül verilecek.”
Şimdi burada durup düşünmek lazım…
Elinde esir var ama yokmuş gibi davranıyorsun.
Niye?
Çünkü karşı tarafın ne yapacağını biliyorsun.
ABD de tam beklenen hamleyi yapıyor.
“Demek ki henüz bulamadılar” deyip arama-kurtarma operasyonu başlatıyor.
Zaten başlatmak zorunda. Başlatmazsa kendi pilotuna “senin bir değerin yok” mesajı verir. O zaman yarın hiçbir pilot o kokpite gönül rahatlığıyla oturmaz.
İşte oyunun en kritik noktası tam da burası.
Arama başlıyor…
Helikopterler, uçaklar sahaya giriyor. Alan genişliyor. Dikkat dağınık, refleksler aceleci…
Ve tam bu sırada İran devreye giriyor.
Sonuç?
Arama-kurtarmaya katılan iki helikopter ve bir savaş uçağı daha düşürülüyor.
Bir hamleyle üç kayıp daha… Bizim deyimimizle; "bir taşla üç kuş.."
Bakın, bu yeni bir şey değil aslında.
Bu toprakların, bu coğrafyanın çok eski bir aklı var.
Eskiden kara savaşlarında buna “hilal taktiği” derlerdi.
Ortadaki kuvvet saldırır, sonra geri çekilir gibi yapar. Düşman “kaçıyorlar” diye gaza gelir, peşine düşer. Ama fark etmez ki aslında çekildiği yer bir tuzaktır. Sağdan soldan çember kapanır, iş biter.
Aynı mantık…
Sadece yöntem değişmiş.
Eskiden atlı birlik geri çekiliyordu, şimdi “bulamadık” diye haber salınıyor.
Eskiden merkezdeki kuvvetleri kovalayan düşmana sağdan soldan pusu kuruluyordu, şimdi arama-kurtarma sahaya çekiliyor.
Ama sonuç değişmiyor:
Düşman kendi ayağıyla tuzağa geliyor.
Ve işin bir de görünmeyen tarafı var…
Bu kayıpların ardından Washington’da dengeler sarsılıyor.
Masadaki haritalar, planlar bir anda hesap sormaya dönüşüyor.
Trump çıldırıyor.
“Böyle bir hatayı nasıl yaparsınız?”
Sanırım; "salak olan benim, ben bile böyle bir salaklık yapmam" diyerek savunma bürokrasisine yükleniyor.
Ardından Kara Kuvvetleri Komutanı ve iki general görevden alınıyor.
Çünkü mesele artık sadece kayıp değil…
İtibar meselesi.
Daha da önemlisi şu:
Karşındaki sana sadece kayıp verdirmiyor…
Seni kendi hatalarınla yüzleştiriyor.
Şunu da görmezden gelmeyelim...
İran dediğimiz ülkenin nüfusunun ciddi bir kısmı Türk kökenli. Yani bu coğrafyanın savaş hafızası, refleksi, kurnazlığı öyle kolay silinmiş şeyler değil. Bu, genetikten çok birikim meselesi.
Savaşta bazen en büyük darbe, tetiği çeken değildir…
Karşı tarafa o tetiği ne zaman çekeceğini senin belirlediğin andır.
Ve o an geldiğinde…
Artık geri dönüş yoktur.
Çünkü o savaş, sahada değil...
Zihinde kaybedilmiştir.
Ve zihinde kaybedilen bir savaşın sonucu her zaman ağır olur.
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|