|
Tweet |
Biz gerçekten İslam'ı mı yaşıyoruz, yoksa dinimizi kendi konforumuz ve nefsi arzularımıza göre yeniden mi şekillendiriyoruz?
Dilimize pelesenk olmuş bir hakikat var: "İsraf haramdır." Ayetler okuyor, hadisler paylaşıyor, kürsülerden nutuklar dinliyoruz. Ama kafamızı kaldırıp hayatın tam ortasına baktığımızda gördüğümüz manzara bambaşka: Gösterişli binalar, ihtişamlı toplantılar, şatafatlı organizasyonlar, lüks makam araçları ve debdebeli yaşamlar...
Sadece bir anlık itibar ve güç gösterisi için milyarlar harcamaktan çekinmiyoruz. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi dönüp Müslümanlıktan, adaletten ve haktan söz ediyoruz.
Hatta bu şatafat yarışını maalesef ibadethanelerimize kadar taşıyoruz. Bugün her şehirde, her köşe başında devasa, ihtişamlı camiler, lüks mabetler yükseltiyoruz. Taşları, kubbeleri nakış nakış işliyoruz ama ne acı ki o ihtişamlı binaların içinde aynı ihtişama, aynı samimiyete sahip cemaatleri bulamıyoruz.
Betonun ve mermerin görkemine verdiğimiz değeri, insan yetiştirmeye, kalplere dokunmaya ve o safları hakiki manada doldurmaya veremiyoruz. Kubbeleri göğe ulaştırırken, gönülleri yerde bırakıyoruz.
Oysa İslam; şatafatın değil sadeliğin, israfın değil tasarrufun, en önemlisi de kibrin değil tevazunun dinidir. Yüzyıllar önce bir hırka ve bir hasır üzerinde cihanı titreten bir medeniyet inşa edenlerin mirası, bugün ne yazık ki saray özentisi bir lüksün gölgesinde can çekişiyor.
Ne yazık ki bugün modern zamanların insanı, tehlikeli bir yanılgının pençesinde. Firavun gibi yaşamayı; ama cennete Müslüman olarak girmeyi hayal ediyor. Dünyanın tüm nimetlerini arsızca tüketirken, ahiretin en yüce makamlarını çantada keklik görüyor.
Hâlbuki unuttuğumuz bir şey var: Allah'ı kandırmak mümkün değildir.
Belki süslü kelimelerle insanları kandırabiliriz, belki de modern bahanelerin arkasına sığınarak en çok kendimizi... Ama her şeyin özünü, kalplerin en derinindekini bilen âlemlerin Rabbi'ni asla.
İslam'ın özünde ne bir gösteriş yarışı vardır ne de bitmek bilmeyen bir ihtişam tutkusu. Bu amansız yarış, ne acıdır ki ölümden sonra bile hız kesmiyor. Devasa mezarlar, tonlarca mermer, şatafatlı türbeler ve adeta zenginliği tescillemek için tasarlanmış gösterişli kabirler...
Bunların hiçbiri İslam'ın ruhunu yansıtmaz. Çünkü insan, dünyaya çıplak ve savunmasız geldiği gibi, toprağın altına da sadece birkaç metre kefenle döner. Toprak, üstündeki mermerin ağırlığına değil, altındakinin hafifliğine bakar.
Asıl mesele, öldüğümüzde mezarımızın ne kadar ihtişamlı olduğu değil; arkamızda ne kadar hayır, ne kadar adalet, ne kadar kırılmamış kalp ve ne kadar güzel bir ahlak bıraktığımızdır.
Şekil elbette önemlidir; nizamı korur. İbadet elbette vazgeçilmezdir; kul ile Yaratıcı arasındaki köprüdür. Ancak ibadetin ruhu kaybolduğunda, geriye sadece mekanik bir alışkanlık kalır.
Eğer hayatımızda tevazu yoksa,
Merhamet sokaklarımıza uğramıyorsa,
Kul hakkına riayet etmek sadece lafta kalıyorsa,
Ve israftan kaçınmak yerine onunla övünülüyorsa;
İşte o zaman şekil tek başına insanı kurtarmaya yetmez. Seccadeye alnın değmesi, sokaktaki açın, haksızlığa uğrayanın feryadını duymaya engel oluyorsa, orada durup imanımızı sorgulamamız gerekir.
Allah hepimizi dini bir podyum gibi gösteriş için kullananlardan değil; sessizce, samimiyetle ve hakkını vererek yaşayan kullarından eylesin.
Çünkü İslam'ın asıl güzelliği ve gücü; göz boyayan şatafatta değil; sadelikte, tevazuda, samimiyette ve geride bırakılan o tertemiz, güzel ahlaktadır.
Satır aralarını doğru okumak ve geç olmadan aslımıza dönmek duasıyla...
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|